İskenderun 23 Mayıs 1970
İskenderun 23 Mayıs 1970
İskenderun, güneyin sıcak mı sıcak güzel mi güzel şirin bir kenti. Ülke personel kanununa karşı tepkilerle çalkalanırken, bu güzel sessiz sakin kente görev yapan ordunun emekçileri astsubayların sessiz kalması beklenmezdi tabi. Deniz, hava ve kara kuvvetleri personeli de burada için için kaynıyordu, onlarda sıcak bir cumartesi yürüme kararı almışlardı, birlik komutanlarını yoğun baskı ve engellemelerine karşı bu yürüyüş her şeye rağmen gerçekleşecekti. Buradaki hava radar komutanlığındaki astsubaylar bu hak arama mücadelesinin öncüleriydiler. Astsubay eşleri şehir meydanında toplanarak fenere kadar yürüyüş, yapacak ve eşlerine yapılan bu haksızlıkları protesto edeceklerdi.
Meydanda yoğun bir kalabalık vardı, yürüyüş için izin alındığı için herhangi bir olay olmadı, yürüyüş korteji sahil bandında sahildeki astsubay gazinosunun ve ordu evinin önünden geçerek fenere kadar yürüdü, yürüyüş boyunca merkez komutanlığı ve bazı subaylar resim çekip kimlik tespiti yaptı. Astsubay eş ve çocuklarının yanında, kenarda sivil olarak muazzaf astsubaylarda onlara eşlik ediyordu. Yürüyüşü emekli astsubaylar, eşleri, sivil öğretmen, öğrenciler ve astsubayların yakınları da desteklemiş, yürüyüşe katılmışlardı.
O günleri yaşayan yürüyüş kortejinin kenarında yürüyen 1967 mezunu Hava Astsubay Gürcan Erbaş anlatıyor.
''Astsubay eşlerinin yürüyüşlerinde biz sivillerle yürüyorduk, eşlerde önde, yani astsubay eşlerinin arkasında. Evet benimde o yıllarda İskenderun da bir kız arkadaşım, yani sevgilim vardı lise öğretmeni, o da ''Senin yerine bende yürüyeceğim'' dedi, korkusuzca, öğretmendi, kendini riske attı, astsubay eşlerinin yanında yürüdü. Aynı evde kalıyorduk neyse...
İskenderun da askeri Mahfel (askeri gazino) vardı, yürüyüş bittikten sonra oraya gittik, oturup dinlenelim dedik. Rahmetli Hasan ışık vardı, bizim devre, birde yanımızda denizci astsubay arkadaş Cengiz Serin 65 li...
Biz Mahfel de oturuyoruz, hem bir şeyler içelim hem de nasıl yürüdüğümüzü falan anlatalım krıtiğini yapalım dedik, beş dakika geçmeden merkez komutanlığından karacı bir üst teğmen geldi.
''Arkadaşlar bakın sizin hakkınızda ihbar var, siz isyan mı ettiniz, ne yaptınız, hakkınızda şikayet var'' diyerek bizi merkez komutanlığına davet etti. Arkadaşlar bana.
''Sakın ha sen yürüyüşte yoktun. Sorarlarsa ben yoktum de''
''Bizim yürüyüşü izlememiz suçsa, bu suçu biz üstümüze alacağız dediler.''
Yürüyüş esnasında bizleri, yürüyüşü izleyen, eski baş efendilerden birisi, bizleri, astsubayları kurmay başkanına ihbar etmiş, yani ihbar eden emekli, eski bir karacı astsubaymış.
''Bu gençler orduyu bozuyorlar diye'' yalakalık yapmak için.
Merkez komutanlığın ifadesi bu doğru veya yalan, neyse inzibat komutanı binbaşı ''sen yoksun sen git'' dedi. ve hatta bana ''sana bir şey olmaz ama yine sen yürüyenlerin arasında olma'' dedi, sağ olsun ama yine de mimliyiz ya, zaten TEMAY'ıda örgütlemişiz, dergilerini dağıtıyorum.
Kısaca hiç bir mahkeme kararı olmadan beni ipe çektiler. İşte böyle daha çok şey anlatılacaklar varda..
Hakkımı aramak için yıllarca mücadele ettim, çalmadığım kapı kalmadı. Son olarak, bana yapılan haksızlıkları, tüm bunları TEMAD' başkanı Ahmet Keser'e telefonla anlattım. Hukuk bürosunda yardım istedim, bakarız dedi. Hala bakıyorlar.''
Burada Gürcan abinin anlattıklarına ara verip o yıllarda görev yaptığım Konya ya gidelim orada neler olmuş.
''Konya ya bu kez ilişkimi kesmek için gittim, üzerimde zimmetli malzeme ve takımlar vardı. Bizim orkestrada ki askerler teskere almış, orkestra falan kalmamıştı. liseden mezun olmam içinde tek dersim vardı, onu da Balıkesir'e aldırdım, Battı çıktı da ( meram yolunda üzerinde demir yolunun geçtiği alt geçidin ismi, bir durak adı ) Ordu pazarı karşısında ayni evde oturduğumuz İsmet Nadirde gittiği kurs sonu tayin olmuştu, onun yerine yanımıza Karacı bando astsubayı Ahmet abi gelmişti. Ben Ankara'ya gidince evde Necdet Seyhan ve Karacı bandocu astsubay Ahmet abi kalıyorlardı. İlişki kesme müddetince bazen onlarda bazen de, o yıllarda Konya kara yollarında çalışan büyük teyzemin oğlu Ahmet dayımda kaldım.
Konya denince aklıma 1970 Mayısı geldi, ne kadar ilerici aydın fikirlere sahip olsam da aklımın bazen bir karış yukarılarda gezmesine engel olamıyordum,
Personel kanunu yeni hazırlanmıştı, içeriği hakkında pek bilgim yoktu Kıdemli ağabeylerimiz bu konuyu hep tartışıyorlar ve yeni çıkan kanunun astsubayların haklarını geri götürdüğünü, mağduriyete yol açtığını söylüyorlardı.
Bir ara hava lojmanlarında ayni odada kaldığım Personelci Şevki Dikmen başçavuş bu konularda beni çok bilgilendirdi, bilinçli, disiplinli örnek bir astsubaydı. Çok kitap okuyordu. Giyimiyle titizliğiyle örnek pırıl pırıl bir astsubaydı. Evlenmiş boşanmıştı sanırım. Gün geldi bu nasihatları beni sıkmaya başladı ve bir müddet sonra oda değiştirdim.
Ama kendisini her zaman takdir ve saygı ile andım benim havailiğim onu hiç rahatsız etmiyor, sabırla beni aydınlatmaya çalışıyordu.
O günlerde sanırım cumartesi Konya üst nizamiyesinde nöbetçiydim. Üssün en zor nöbetiydi, sabaha kadar ayakta ve dikkat gerektiren bir görevdi, bu nöbeti de genelde bakım komutanlığına personeline ve de en bizim gibi en çömezlere verirlerdi.
Bakımın ağır işleri yetmezmiş gibi bir de üssün en zor nöbeti bize yıkılmıştı. Atölye şefimiz Mehmet Batmazoğlu şefti, o da bu konuda çok mücadele etti ama nöbet yerimiz değişmedi.
Nizamiyede tutulan nöbet bir personelin iki gün atölyeden uzak kalmasıydı. Pazar günü ordu evine komutan gelecekmiş konuşma var dediler, personel kanunu çıktığından beri bir huzursuzluk vardı. Kıdemliler konuşuyor, tartışıyor bu kanunun aleyhimizde olduğu söyleniyordu, arkadaşlar Ankara da dilekçe vermişler, eşler yürüyüş yapmışlar, bir sürü söylenti dolaşıyordu.
Konya da da astsubay eşleri ve çocukları Alaettin meydanında yürüyüş yapacakları ağızdan ağza dolaşıyordu. 23 mayıs 1970 Cumartesi günü nizamiyede nöbetçiydim, ertesi günde nöbet istirahatine gittim. Pazar günüydü, lojman misafirhanesinde biraz dinlendikten sonra saat 14.00 de ordu evine vardım.
Havacı-karacı astsubaylar sinema salonunda toplanmışlardı. Genelde resmi giysili karacılar çoğunluktaydı. Benim gibi sivil giysili arkadaşlarda vardı. Biraz sonra rütbesini ve görevinin ne olduğunu hatırlayamadığım, sanırım garnizon komutanı bir paşa çıkıp sert bir konuşma yaptı. Bu yürüyüşlerin yasal olmadığını, ağır cezalar geleceğini, komutanlarımızın bizim haklarımızı savunduğunu, bazı eksiklik ve haksızlık varsa düzeltilebileceğini anlattı. İşin özü biz astsubayları tehdit ederek eşlerin yürüyüşüne engel olmamızı istiyordu.
25 mayıs pazartesi günü mesaide idik, kimseye günlük izin verilmemiş, nöbetçiler nöbet istirahatine bile gönderilmemişti.
Sonradan öğrendiğimize göre astsubay eşlerinin bugün yürüyüş yapacağı söylentisi saat 13.00 e doğru Alaettin meydanında emekli ve çalışan astsubay eş ve çocuklarının toplanmaya başlamasıyla gerçekleşmiş, bu yürüyüşe çeşitli öğrenci grupları da destek vermiş.
Valilik yürüyüşe izin vermeyince yürüyüş yasal değildir gerekçesiyle toplum polisinin müdahalesine maruz kalınmış, yürüyüş korteji gittikçe kalabalıklaşmış, yürüyüşe Konya da ki emekli astsubayların yanı sıra izinli ve istirahatlilerin yanı sıra, bir yolunu bulup mesaiden gelen görevli astsubaylarda katılmışlar.
Sivil giysili astsubaylar kortejin dışında, yol kenarında ailelerinin yanlarında yürümüşler. Yağmurlu bir günde, polis yürüyüşü engellemek yürüyüş kortejinin önüne barikatlar kurmuş büyük yüreklilik ve cesaret örneği gösteren astsubay eşleri polisin mukavemetini kırmış, bu arada itişmeler, kavgalar çıkmış, ellerindeki pankartlar alınmak istenmiş, ailelerin üzerine basınçlı su sıkılmış, polisin bu acımasız saldırısı karşısında bazı emekli ve görevli astsubaylarda eşlerini ve çocuklarını korumak için polislerle çatışmaya girmiş.
Atatürk heykeline kadar yürüyen astsubay eş ve çocukları. heykele çelen koyduktan sonra tepkilerini dile getirerek dağılmışlar.
O günlerde Konya da görev yapan Havacı Hazım astsubay.
'' 25 Mayıs günü hava üssünde kimseye izin vermemişlerdi. O gün istirahatli olan Denizlili 1966 lı devre arkadaşım Nail Höke, o gün yürüyüşe katılmak isteyenleri minibüsüyle devamlı Meramdan Alaettin meydanına taşımış.
Personel kanunu tasarısının adil olmayan maddelerine tepkilerini eş ve çocukları vasıtasıyla gösteren astsubaylar, bazı birliklerde dilekçeler vererek, işleri yavaşlatarak haklarının peşine düşmüşler, hak ve adalet aramışlardır.
1970 mayıs ayında Süleyman Demirel Hükümetinin çıkardığı personel kanunun, askeri personel kanunundaki bazı maddeler astsubaylar adına haksız ve adaletsiz bir durum yaratmış ve mağduriyetlerine yol açmıştı. Zaten günün mevcut askeri ve sivil yasalarının ellerini kollarını bağladığı silahlı kuvvetlerdeki kara, deniz ve hava astsubayları, bu son duruma karşı tepki göstermek için eş ve çocukları vasıtasıyla bu haksızlığı protesto yürüyüşleri düzenlediler.
Bir çok kara, hava ve deniz birliklerinde haksızlık kınandı, sözlü protesto edildi, dilekçeler verildi. Başbakana, savunma bakanlığına, genel kurmaya telgraf çekilip, dilekçeler verildi.''
Mayıs 1970 Astsubay Eşlerinin yürüyüşü. Kayseri
1970 Mayısında hükümet tarafından hazırlanan personel kanunu taslağı tüm yurtta olduğu gibi Türk silahlı kuvvetlerinde de geniş tepki aldı, Kayseri de görev yapan kara ve hava kuvvetlerinde ki astsubaylar, kendi aleyhlerine olan bu maddelerin taslağına büyük tepki gösterdi, garnizon içinde sözlü yazılı şikayetler komutanlık makamlarına iletildi, birliklerde ve ordu evlerinde organize olan astsubaylar, bu taslaktaki kendi aleyhlerindeki maddelerin iyileştirilmesini, yeniden düzenlenmesini istediler ve haksızlığı protesto etmek için eşlerini yürütme kararı aldılar.
Kayseri şehir meydanında toplanan astsubay eşleri ellerinde pankartlarla Sivas caddesinde yürüyüşe geçtiler, astsubay eşlerine Kayseri de bulunan emekli astsubay eşleri, çocukları da destek verdi, Kayseri garnizon komutanlığının tüm baskıları bu yürüyüşe engel olamadı.
Tüm yurtta astsubay ailelerin protesto yürüyüşleri üzerine Hava kuvvetleri komutanı Orgeneral Muhsin Batur Konya'ya geldi ve astsubay arkadaşları sinema salonunda toplayarak sert bir konuşma yaptı, onları Mao' nun askerlerine benzetti, astsubay eşlerinin toplu yürüyüşü üzerine onları eşlerinin etekleri altına saklanan korkaklar olarak niteledi.
Bu konuşma astsubayların onuruna dokunmuş, onları rencide etmişti, bir çok astsubay daha sonra bu konuşmayı protesto etmek için, bizim onurumuzla oynayan böyle bir komutanın emrinde sağlıklı ve güven içinde görev yapamayız, onunla çalışmak istemiyoruz, kuvvet değiştirmek istiyoruz diye dilekçe verdi. dilekçe veren bu arkadaşlar daha sonra kara kuvvetleri sınıfına alındı. Ayrıca bu olaylarda, yürüyüşlere ön ayak olduğu iddia edilen birçok arkadaş, ordudan atıldı, hapis cezası aldı ve sürgüne gönderildi.
Hükümetin çıkardığı 1970 Personel kanunu taslağı sadece astsubayları değil, tüm teknik elemanları, memurları, polisleri, öğretmenleri de sokağa dökmüştü, ülke genelinde tüm çalışan emekçi kesimi bu taslağı protesto etmiş, yürüyüş yaparak protesto etmişlerdi. Daha sonra hükümetin basiretsizliğinden yaz boz tahtasına dönen kanun taslağı değişikliğe uğrayıp, biraz iyileştirmeler yapılarak yasallaşıp yürürlüğe girdi.
1970 yılındaki personel kanunundaki adaletsizlik ve haksızlıklara karşı eşiyle beraber bir fiil mücadelenin içinde yer alan ve halen günümüze kadar iade edilmeyen hak ve itibarları nedeniyle mağduriyetleri devam eden astsubay arasında bulunan, o yıllar Kayseri hava ikmal merkezinde görevli ve o günleri yaşayan, halen aramızda bulunan Hava kuvvetleri 1958 mezunu değerli ağabeyimiz Sayın Em.Hv.kd.Bçvş.Semih Saydam o günleri şöyle anlatıyor.
''1970 mayıs ayı personel kanunundaki adaletsizlikler üzerine Kayseri de ki yapılan astsubay eşlerinin yürüyüşü çok ses getirdi o zamanın Hv.Kv. Komutanı Orgeneral Muhsin Batur bizi sinema salonunda toplayıp konuşma sırasında astsubayları MAO olarak benzetme yapışını hala unutamadım çok zoruma gitti yapabileceğimiz bir şey yoktu. Eşlerimizi Kayseri de yürütmüştük.
Bazı astsubay arkadaşlarımız hava kuvvetlerinde çalışmak istemiyoruz diye dilekçe verdiği için Kara Kuvvetleri. sınıfına gönderildi. Bunlardan birini Trakya da bir ordu evinde görevli gördüm, dertleştik. Kendisi Amerika da eğitim görmüş uçak makinisti idi.
Semih Saydam ''ben 1958 mezunu 1978 de emekli oldum 74 yaşındayım''.

Yorumlar
Yorum Gönder